Ben Zeynep Oral’a hakaret etmedim, kişiliğine saldırmadım. Kendisini de tanımıyorum zaten. Belki tanışsak, beraber sinemaya gitsek, konser izlesek çok da eğleniriz. O ayrı konu. Sadece 33 yıl boyunca Milliyet’te çalışan, 40 yıla yakın gazetecilik yapan birinin bunca yıl bize ne kattığını merak ettim, sorguladım. “Meslek Yarası” isimli kitabında “Ben işten atıldım” diye ağlamasındansa bu bağlamda bir özeleştiri beklediğimi söyledim.
Ve bunun karşılığında ne yaptı Zeynep Oral? Beni patronuma şikayet etti. Dün, bir mail yazmış, bir kopyasını da Serdar Turgut’a göndermiş. Bir de talimat vermiş: “Dünkü yazınıza ilişkin yazdığım yazıyı önümüzdeki üç gün içinde köşenizde yayımlamanızı bekliyorum.”
Zeynep Hanım, bizi hep kandırdınız. Dün de kandırdınız. Üç gün bile beklemeden, kalkıp medyatava.com’a yolladınız yanıtınızı. Herhalde evinizde oturmuş, ne kadar güçlü olduğunuzu, nasıl kollarınızın her yana uzandığıyla övünüyorsunuzdur. Sizi yıllarca bu iktidarın, her şeyi yapabilme gücünün beslediğini biliyorum. Ama keşke birilerini “üstlerine” şikayet etme acizliğine düşmeseydiniz. Bir de anlasaydınız, o günler geride kaldı...
Oral’ın uzun yanıtını elbette okudum. Benim eleştirimin içinden birtakım açıklar yakalayarak öfkeli bir tonda ders vermeye çalışmış. Kutluğ Ataman’ın sergisini gezmiş ve yazmış (ben anlamadığını söyledim halbuki), bir kere Hakkari’ye gitmiş (büyük bir başarı!), Milliyet’ten atıldıktan üç sonra Cumhuriyet’te iş bulmuş, beş yıl boyunca birkaç kitap yazmış vesaire...
İşin özeti şu: Hep kendisinin haklı, kendisinin doğru olduğunu düşünüyor. Onda hiçbir kusur yok, haksızlığa uğrayan hep o. Genel tonlama bu. Okuduktan sonra düşündüm de, Zeynep Oral ne derse desin benim söylediğim hiçbir şeyin cevabını vermiyor, eleştirim geçerliliğini yitirmiyor. O ne kadar hataları alt alta sıralarsa sıralasın, şu gerçeği nasıl değiştirir: Zeynep Oral zamana yenilen, zamanında da haddinden fazla kıymeti bilinen, günümüze kendini adapte edemeyen, elitist, lobici ve kötü bir gazeteci.
Onunla başka bir dili konuşuyoruz. Ben zihniyet olarak Nişantaşı’nı kastediyorum (zamanında Orhan Pamuk’un “Nişantaşlı Orhan olmayacağım” diye isyan ettiği), o kendisinin Ortaköy ve Sultanahmet’e takıldığını söylüyor! Ben Anadolu’ya açmadığını söylüyorum, o Erzurum’da oyun izledim diyor!
İşte tam da bu dil farkı yüzünden zaten yıllarca Zeynep Orallar’ın iktidarı hayatımızı kararttı. Onu bugün “obselete” kılan da yeni bir dil konuşamaması zaten.
İnsanlar kötü çeviriler yüzünden nasıl iyi kitapları dil öğrenene kadar okuyamadıysa, Zeynep Oral da kıymeti kendinden menkul bir sürü ismin lüzumsuz yere pohpalanmasına vesile oldu. Hep beraber vizyonumuzu daralttılar, vasatı övdüler, bizi sanattan uzaklaştırdılar.
Bir daha söyleyeyim: Onlar için sadece kendilerinden vize alanlar önemli, kendi çevrelerindekiler sanatçı, kendilerine biat edenler kabul görebilirdi. Kim bilir, 30 yıllık Milliyet Sanat’ta kimleri kapıdan sokmadılar, kimlere duvar ördüler... Ben eleştirilerimi savunabilirim, ama onlar yaptıkları işlerin arkasında duramaz, sicillerini temizleyemezler.
Ben bekliyorum ki, bugün “İşten atıldım” diye ağlayan Zeynep Oral kendisine yakışanı yapıp bir özeleştiriyle çıksın karşımıza. “Hatalarım bunlardı” diye başlasın, bu arada teker teker benim yanlışlarımı düzeltirken de şu soruları atlamasın:
- Kendisinden önce de insanlar işten atılıyordu, o zaman neredeydi?
- Milliyet “babasının malı” mı ki oradan işten atılamayacağını düşündü?
- 33 yıl boyunca bize ne kattı?
- Türkiye’de sanatın bu kadar dışlanmasında hiç mi katkısı yok?
Ama bunların yanıtlarını da kendisinden beklemek bir yanılsama olur. Türkiye’de kim eleştiriye tahammül edebiliyor, kendine ders çıkartıyor da bunu Zeynep Oral’dan bekleyelim?
“Yazınızı önce şaşarak, okuduklarıma inanmayarak, sonra anlamaya çalışarak ve de gülerek, kahkahalarla okudum” diyor “Güzel” Zeynep. Gülmeye devam etsin. Ben eleştirmeyi sürdüreceğim. Zaten ters giden şeyleri eleştirmeyeceksek neden köşe yazarlığı yapıyoruz ki?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder